2001 – 2012 Yılları Arasında Çocuk Anne Sayıları

1986’dan 2014’e Türkiye’de Çocuk Tecavüzü Olaylarını daha önce Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verileri üzerinden aktarmıştım.

1986’dan 2014’e Türkiye’de Çocuk Tecavüzü Olayları


Şimdi de 2001 – 2012 yılları arasındaki çocuk anne sayılarına bakalım. Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığının verilerine göre 2001 – 2012 yılları arasında 15 yaş altı 17.648 çocuk anne oldu. Aynı zaman diliminde 15 – 17 yaşları arasında anne olan çocukların sayısı ise 412.923.

cocuk-anne

Kaynak: http://www.tuik.gov.tr/duyurular/duyuru_1591.pdf

Kısacası nereden bakarsanız bakın on binlerce tecavüzden söz ediyoruz. Evet tecavüz… Kültür, gelenek, din… gibi gerekçelerle bu pisliği savunanların ne düşündüğü bir yana, mevcut yasalar çerçevesinde 15 yaş altı çocuklarla “evlilik” yasa dışıdır. Buna aracı olan, çocuğu buna zorlayan ve hatta “ikna” eden kişiler tecavüze ortaklık etmektedir. Bu pisliğin genellikle dini gerekçelerle yapılması nedeniyle, evlilik kılıfı altındaki bu çocuk tecavüzlerinin tamamında İMAM NİKAHI söz konusu olmaktadır ve bu çocukların “nikahını” kıyan imamlar hakkında da soruşturma açılması zorunluluğu vardır.

Pekii salt 15 yaş altında anne olan bu 17.648 çocuğun uğradığı tecavüzler karşısında devletin tutumu nedir? 15 – 17 yaş arasında anne olan 412.923 çocuk hakkında hangi işlemler, ne çeşit soruşturmalar yapıldı?

Gelinen noktada AKP kazara işlem yapılmış olan tecavüzcüleri de çocuklarla evlendirerek kurtarma peşine düşmüşken bu iki yüzlü toplum ahlakının, çocuk tecavüzcüsü bu kültürün ve onun kurumlarının baştan aşağı sorgulanması gerekmiyor mu?

Bugün bu adımı atan AKP kafasının birkaç adım sonrası şudur zira:

ve biz bu gibi aşağılık yaratıklarla aynı havayı soluyoruz hala:

 

1986’dan 2014’e Türkiye’de Çocuk Tecavüzü Olayları

Kayseri’de öğretmeninin tecavüzüne uğradıktan sonra intihar eden 17 yaşındaki Cansel Buse Kınalı‘nın ölümünden sonra sosyal medyada yeniden yoğun tepkiler yükseldi. Tıpkı Özgecan Aslan olayında ya da 13 yaşındaki N.Ç.‘ye 26 kişinin tecavüz etmesi olayında olduğu gibi… Oysa Türkiye’de taciz ve tecavüz olaylarına karşı “hassasiyet” dozu sosyal medyada kopan fırtınaya pek de denk düşmüyor gibi.

Türkiye’de yaşanan tüm taciz ve tecavüz olaylarının önemli bir kısmı 18 yaşından küçük çocuklara yönelik olarak gerçekleşmektedir. Bununla ilgili bir karşılaştırmayı da daha sonraki günlerde yapmayı düşünüyorum. Ancak şimdilik kendimizi çocuklara dönük taciz ve tecavüz olayları ile sınırlamakta fayda var.

Daha önce de AKP döneminde Türkiye’deki cinayet olaylarına şurada yer vermiştim:

AKP’li Yıllarda Cinayet Olayları: “Eski Türkiye’de Acılar Vardı!”

Aşağıda vereceğim rakamlar Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü‘nün raporlarına dayanmakta ve 1986 – 2014 yılları arasında Ceza Mahkemelerinde açılan dosya sayısını içermektedir. Ceza yargılamasına aşina olanların bileceği üzere bir suç hakkında birden fazla dosya açılamaz fakat bir dosyada birden fazla suçla ilgili yargılama yapılabilir. Tabloda 2006 yılı öncesi tarihler o dönemde geçerli olan 765 Sayılı TCK’nın 414 ve 415. maddeleri kapsamında açılan davalardır. 2006 yılından itibaren ise 5327 Sayılı TCK’nın 103. maddesi kapsamındaki davalar yer almaktadır. Yine bu tablolarda 15 – 18 yaş aralığındaki çocukların “rıza”ya dayalı birliktelikleri, çocuk evlilikleri, “sözlü – yazılı” istismar olayları yer almamaktadır. Son yıllardaki raporlar daha detaylı olduğu için 2009 – 2014 yılları içinde çocuklara dönük tecavüz (TCK’nın 103/2. Maddesi) olayları ayrıca belirtilebilmiştir. Tablodaki ilk sütunda taciz ve tecavüz olaylarının tamamı yer alırken. İkinci sütundaki rakamlar sadece tecavüz vakalarının sayısını verir.

2008 ve 2009 arasındaki devasa farkın nedeni ilgili kurumun raporlama biçiminin değişmesinden kaynaklanmaktadır. 2009 yılından itibaren dosya kapsamındaki suç sayısı verilirken bunun öncesinde dosya sayısı verilmektedir. Ancak ikinci sütun sayesinde buradaki patlamanın sadece raporlama yönteminden kaynaklanmadığını açıkça görmek de mümkündür. Bu yıllardaki sadece tecavüz vakaları, önceki yıllardaki taciz ve tecavüz vakalarının toplamından fazladır.

Burada verilen rakamlar yalnızca toplumun çocuk düşmanlığını değil aynı zamanda AKP iktidarı dönemindeki tecavüz vakalarındaki açık patlamayı da göstermektedir. Elbette bu sorun karşısında ilk akla gelen cevap, taciz ve tecavüz olaylarının adliyeye yansıma oranlarının artmış olma ihtimalidir. Bu, kısmen kabul edilebilir bir açıklama ancak buradaki tabloyu AKP’li yıllarda cinayet olaylarında görülen patlama ile birlikte düşündüğümüzde daha net bir fikre sahip olabileceğimizi düşünüyorum. Zira cinayet olaylarındaki patlamayı “olayların adliyeye daha çok yansıması” şeklinde açıklamak imkansızdır.

Ve son olarak en önemli konu şudur ki buradaki rakamlar yalnızca adliyelere yansıyan vaka adedini göstermektedir. Çocukların kimseye anlatamadığı, çocukların yakınlarına anlattığı halde bu insanların çeşitli nedenlerle yargıya başvurmadığı binlerce olay, bu rakamlara dahil değildir. Şefkat-Der’in konuyla ilgili raporlarına göre adliyeye yansıyan vakalar özellikle taciz olaylarında ancak yüzde 5 – 10 aralığında kalmaktadır.

çocuk tacizi

Kaynak: 

http://www.adlisicil.adalet.gov.tr/ist_arsiv.html

http://www.adlisicil.adalet.gov.tr/ISTATISTIKLER/1996/ac_cik.htm

Şefkat-Der‘in 2010 yılında “Türkiye’nin Yüzleşmekten Çekindiği Acı Gerçek! Türkiye’de Çocuk Cinsel (Seks)Köleliği ve Çocuk Pornografisinde Avrupa’da 1.Dünya’da da TAYLAND’la yarışıyor. YÜZLEŞİN,UTANIN,ÇOCUKLARI KORUYUN!” başlığıyla yayınladığı duyuru da neler olup bittiğini anlamak için yararlı olabilir. Okumak için tıklayınız.

Bu Ülke Artık Leş Kokuyor!

adli sicil istatistik genel müdürlüğü’nün yayınladığı rakamlara göre 2012’de çocuklara dönük cinsel istismar nedeniyle tam 33 bin şikayette bulunulmuş. daha önce şefkat-der‘in konuyla ilgili verdiği rakamlara göre ise çocuklara dönük cinsel istismar vakalarının sadece yüzde beşi polis ve savcıya intikal edebiliyor. yine şefkat-der raporlarına göre savcılıklara intikal eden çocuk tacizi vakaları ise yıllık ortalama 7 bindi. çocuklar kendilerine dönük cinsel saldırıların ne anlama geldiğini ayırt edemedikleri için, bu saldırılar genellikle aile bireyleri ve yakınları eliyle gerçekleştiği için, çocuklar olayı ayırt etseler bile bunun kendi suçları olduğunu düşündükleri için ve başka pek çok sebeple bu olayları hiç kimseye anlatamamaktadırlar. ebeveynlerine anlatabilmeleri ya da ebeveynlerin bunu fark etmeleri halinde ise yine çeşitli nedenlerle ebeveynler çocuklara dönük cinsel saldırı olaylarını dava konusu edemeyebilmektedirler. bu yüzden de çocuklara dönük cinsel istismarların yalnızca yüzde beşi dava konusu edilmekte ve bunlar da genellikle taciz ve tecavüzcülerin beraati ile sonuçlandırılmaktadır… bugün türkiye çocuklara dönük cinsel istismar olaylarında tayland’dan sonra dünya ikincisi konumundadır.

geçtiğimiz günlerde televizyon’da “bir baba olarak ağlayan” ve üç çocuk – beş çocuk geyikleriyle sık sık yatak odalarımıza burnunu sokmaya çabalayan şahıs ise her yıl on binlerce çocuğun cinsel istismara uğramasından rahatsızmış gibi görünmüyor. kendi iktidarı süresi içinde çocuklara dönük cinsel taciz olaylarının patlama yapmış olması hakkında da hiçbir yorumda bulunmuyor. en azından meydanlara inip “bunlar faiz lobisinin tecavüzleridir” diye bağırsa, belki bunca taciz ve tecavüzden rahatsızlık duyduğunu anlayıp “umut”lanabilirdik.

oysa ekonomik ya da siyasi rantlarını kesintiye uğratacak her türlü isyan ve direnişin önünü almakla meşgul o. bir yerde avm diktirmesi engellenecek olsa polisini, savcısını, bakanını, eli sopalılarını ve medyasını hep birlikte seferber edebilen başefendi, çocuklara dönük cinsel istismarlar karşısında gıkını çıkarmıyor. bu bizi şaşırtmalı mı?

13 yaşındaki çocuğa tecavüz eden 26 koca adamı aklayan yargının tavrı ortadayken, devletten “adalet” talep edip durmakla vakit öldürmek vicdanını temize çıkarmaktan başka bir anlam taşımıyor ne yazık ki… adaletin olmadığı her yerde toplum kendi adaletini tesis etmek zorundadır… unutulmamalı ki hukuk denilen şey, insanlar arasındaki ilişki formlarının ve normların düzenlemesi anlamına gelir. oysa hukuk yalnızca yasa koyucular ve uygulayıcı kurumların tekeline terk edildiğinde, devletin yazılı hukuku tek düzenleyici baz olarak görülmeye başlandığında adalet de artık bir ütopya haline gelir.

o halde tepeden tırnağa çürümüş, leş kokan bu ilişkiler bütününü muhafaza ve müdafaa çabasındaki hiçbir kurum, hiçbir görüş ve hiçbir hareket tarzı meşru değildir. kendi çocuklarına kast eden toplulukları hiçbir güç ayakta tutamayacağı gibi, bu toplulukların oluşturduğu tüm organizasyon modelleri ve normlar tahrip edilmek zorundadır… çocukların bedenleri ve ruhları bunca ağır bir saldırı altındayken, isyan yalnızca kaçınılmaz değil aynı zamanda zorunludur da… tepeden tırnağa çürümüş bu düzeneğe karşı isyan tüm bu çocuklara olan borcumuzdur…

derhal ve sonuna kadar ayaklanma! ANARŞİ şimdi!

şefkat-der raporu için tıklayınız.

33 bin çocuk haberi için tıklayınız.