Dün – Bugün: Rasim Fethullah’ı Seviyor

 

rok-feto rok-fetoo rok-fetooo

rok-fetooooo

22 Nisan 2009:
“Fethullah Gülen’e ve Gülen’in öncülük ettiği harekete dair görüşünüz ne olursa olsun, bu hareketten ve Gülen’den ne kadar nefret ederseniz edin, Gülen’in bu ülkede on milyonlarca insan tarafından sevilen ve hürmet gören bir insan olduğu gerçeği değişmiyor. Gülen hareketinin fiili mensupları dışında da, Türkiye dindarları arasında Fethullah Gülen’e hürmet etmeyen, Gülen’den hoşlanmayan insan sayısı istisnai rakamlara tekabül eder. Genelkurmay bu gerçekle yüzleşmek zorundadır. Gülen hareketine düşman olmak demek, bu milyonlarca insanı karşısına almak demektir.

1 Eylül 2010:
“2008’den itibaren Ergenekon soruşturması hız kazanınca Genelkurmay karargâhı strateji değiştirdi… “AKP ile yumuşak ilişkiler kurarak, cemaati yalnızlaştırma” stratejisi İlker Başbuğ dönemiyle birlikte uygulamaya kondu Hanefi Avcı’nın kitabında da ısrarla hükümeti eleştirmekten kaçınarak her şeyi doğrudan “cemaat”e yükleme kaygısı var. Dolayısıyla şu an bu kitap yukarıda bahsettiğim 2008’den beri uygulamaya konmak istenen Gülen hareketiyle AK Parti arasına nifak sokma operasyonunun bir parçası olarak kullanılmak isteniyor. Emniyet içinde İslami bir hayat tarzına sahip olduğu halde sırf kişisel çekişmelerden ötürü Gülen hareketine karşı Genelkurmay’a yaklaşan bir ekip var.”

6 Nisan 2011:
“Hem Zekeriya Öz, hem de Ali Fuat Yılmazer hem de bu süreçte ismi çok anılmayan diğer kahramanlar 2007’den itibaren büyük, çok büyük, çok çok çok büyük bir işe giriştiler. Öz ve Yılmazer konumları dolayısıyla da “işin başı” olarak görülen ve en çok saldırılan iki isimdi.”

dün - bugün

11 Mart 2012:
“Değişim ve yeniden kuruluş sürecinin sivil alandaki en önemli gücü Hizmet’tir. Erdoğan’ın siyasi liderliği ve Gülen’in manevi önderliği birbirlerinin mütemmim cüzüdür.”

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/kutahyali/2012/03/11/recep-tayyip-erdogan-ve-fethullah-gulen

18 mart 2012:
“7 Şubat kriziyle beraber bu arkadaşlar ‘nedense’ değişti. Bu sefer de habire ‘cemaat’e ve Fethullah Gülen’e saldırmaya başladılar. Biri, 28 Şubatçıların yasadışı operasyonlarla yurtdışına kovduğu Fethullah Gülen’i nerdeyse ’28 Şubatçı’ ilan etmeye kalktı. Öbürü ise dediğim gibi tüm Gülen hareketine hapis istedi…”

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/kutahyali/2012/03/18/recep-tayyip-erdogan-fethullah-gulen-ve-derin-turkiye

21 Eki 2012:

“O dönem sığ bir bakışla “Hoca,28 Şubat’ı destekliyor” gibi saçmasapan yorumlar yapılmıştı… Oysa Hocaefendi darbecilerin ekmeğine yağ sürmek istemiyordu, lüzumsuz ve zamansız çıkışların darbecilerin Müslümanları daha fazla ezmesine vesile olacağını biliyordu… Hizmet hareketi o dönem bu haklı taktiksel adımı attı, geri çekilir ve boyun eğer gibi yaptı, güç topladı, akıllıca örgütlenmeye devam etti ve zamanı gelince askeri vesayetin tepesine binilmesinde bir numaralı öncü kuvvet olarak sivil iradeyi destekledi… Darbeci generallerin ve bütünüyle Ergenekon’un yargılanabilmesi Fethullah Gülen ve Hizmet sayesinde oldu…Bunu inkar eden alçaktır…

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/kutahyali/2012/10/21/28-subat-sorusturmasi-ve-fethullah-gulen-hareketi

rok-28-subat-gulen

28 Aralık 2013:
“2010 yılını hatırladıkça içim parçalanıyor. Kendime de çok ama çok kızıyorum. 12 Eylül 2010 referandumu sonrasında demokrasiyi hedef alan kumpası görememiş olmaktan utanıyorum. 12 Eylül 2010’da cemaatin kapı kapı gezerek Erdoğan’ı desteklediği büyük bir yalandır. O referandumda Recep Tayyip Erdoğan meydan meydan gezerek cemaati desteklemiştir. O yüzden mezardan kalkıp oy atılması istendi.”

rok-feto-erdogan

3 Ağustos 2013:

“Fethullah Gülen ve Hareketi’nin bu davaya baş koyması muhteşem bir olaydı. Bu emniyetçiler ve savcılar “cemaatçi” olsun ya da olmasın, hiç önemli değildi. Yaptıkları iş önemliydi. Ve her şeye rağmen bu ekip tarihe altın harflerle geçmiş bir ekiptir. (…) Fethullah Gülen Hocaefendi’yi bu ülkenin çoğunluğu gibi ben de seviyor ve sayıyorum…”

17 Ağustos 2013:

Askeri vesayet rejimi döneminde Hizmet Hareketi “Emniyet ve Yargı’da kadrolaştığımız yalan ve iftiradır” argümanını kullanıyordu. Çünkü açık ve dürüst olunursa eski rejimin patronu TSK’nın tüm cemaat mensuplarını devletten kovacağı ve bu bahaneyle haklarında “Devleti ele geçirmeye teşebbüs”ten dava açılacağı düşünülüyordu.

Haklıydılar, eski rejimin generalleri Gülen Hareketi’ni ve Muhabbet Fedaileri’ni ortadan kaldırmayı kafasına koymuştu. O dönem için takiyye politikalarının kendi içinde anlamı ve meşruiyeti vardı…

Peki gerçekten Gülen Vakfı’nın söylediği gibi bürokrasi ve yargıda cemaat mensupları tasfiye ediliyor mu?
Tasfiye demek o kişinin kurumla ilgisinin tamamen koparılması ve o kurumun bünyesinden tamamen atılması demektir. Mesela Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan hemen hemen her asker TSK’dan tasfiye edildi. Bu kişiler isteseler de yeniden subay olup bir göreve getirilemez. Yahut son YAŞ kararlarında eski rejim kafasına yakın generaller emekli edildi, yani tasfiye edildi… Ulusalcı-darbeci kafa yapısına sahip askerlerin son 3 yıl içinde sistemli olarak TSK ile ilişiği kesildi ve bu şekilde askeri vesayet geriletildi…
Bu anlamda bürokraside özellikle Emniyet’te ve Yargı’daki cemaat mensuplarının ise hiçbiri -evet hiçbiri- tasfiye edilmedi… Bir tane bile cemaat bürokratı kurumdan atılmadı ya da emekliye sevkedilmedi…

“Tasfiye edildik” diyen cemaat bürokratları ve yargı mensuplarının hepsi hala devlette görev almaktadır. Bürokrat olanların hepsi hala sivil hükümetin emrinde memurdur. Yargı mensupları da TBMM’nin çıkardığı yasalara itaat etmek zorunda olan, HSYK’nın kontrolünde kamu çalışanlarıdır. Zaten Cemaatin devlet kadrolarının emekli olmasına da daha çok var. Çoğu 30’lu ve 40’lı yaşlarında onbinlerce cemaat mensubu her an hâlâ devlette her pozisyona gelebilir.

31 Ağustos 2013:
“3 Temmuz bağlamında Gülen Hareketi’ne de haksız biçimde saldırıldı. Fethullah Gülen’e çok çirkin ve yalan ithamlar yapıldı. Şike davası haklı bir davaydı ve Hizmet de Hizmet’in medyası da çok doğru bir tavır aldı. O süreçte gözü dönmüş bir fanatizmle Gülen Hareketi’ne bu saldırıyı yapanların başında Cengiz Çandar ve Ertuğrul Özkök geliyordu. Son dönemde siyasi alandaki teşhisleri kadar spor alanında da teşhisleri tamamen yanlış çıkan, külliyen çuvallayan bu ikili, kamuoyu önünde Hizmet’ten özür dilemek zorundadır.

27 kasım 2013:
Hizmet Erlerinin devlet kademelerinde görev alması anaların ak sütü gibi haklarıdır. ‘Cemaat devlete sızıyor, Cemaat devleti ele geçiriyor’ diyen Ergenekonculara karşı cansiperane ve en etkili savaşanlardan biri ben oldum Hocam. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Bana şu ana kadar yapılmış hakaretlerin çoğunluğu Hizmet’in haklarını savunmam sebebiyledir. Yangın yerine dönmüş bu ortamda bile yine söylüyorum: Hizmet mensupları devlete sızmaz, devlete girer ve istediği her pozisyonda çalışır.

rasimo1

“Fethullah Gülen’in Türkiye’nin geleceğine yararlı bir insan olduğunu düşünüyorum. Çok açık söylüyorum. Ben Fethullah Gülen’i seven insanım. Küresel bir ufku var. Fethullah Gülen’in küresel vizyonu, küresel bakışı Fethullah Gülen’in imparatorluk ufku Tayyip Erdoğan’ın siyasi liderliği ile Fethullah Gülen’in manevi önderliği arasında son derece bir paralel dünya görüyorum. İkisi de imparatorluk ufkuna sahip iki büyük adamdır diye görüyorum. Çok açık söylüyorum benim vizyonum bu.”

28 ocak 2013:
Fethullah Gülen’le kucaklaşmak

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik’in birkaç gün önceki çağrısı çok çok çok önemli… Ne demişti Hüseyin Çelik?
“Hasretle hepimiz Fethullah Gülen Hocaefendi ile Türkiye’de kucaklaşmayı özlüyoruz.
Mukaddes bir dava ve onun hamallığını yüklenmiş, insanlık erdeminin farkında olan insanlar var. Burada çile var, burada gurbet var, burada hakikaten zehirle pişmiş aştan yemek ve tatmak var. Hocaefendi bu kadar niçin çırpınsın. Bu zatın oğlu yok, kızı yok, hanımı yok, hanları, hamamları yok. Üzerinde bir evi, bir odası bile yok. Çünkü onun ilham aldığı büyük üstat Said Nursi vefat ettiği zaman, rahmeti rahmana kavuştuğu zaman hiçbir kulun önünde eğilmemiş ve dünyada vazifesini yapmış olan insanların büyük ruh huzuruyla bu alemden ayrıldı, gitti. Ve bütün mal varlığı 26 Türk lirasıydı. Sırtını Allah’a dayayan, o büyük kudrete dayayan insanların, kulların önünde eğilmesi bükülmesi söz konusu olamaz.”
Kendisi de Bediüzzaman Said Nursi’yi “Büyük Üstad” gören bir fikir ekolünden gelen bir isim Hüseyin Çelik… AK Parti elit kadrosu içinde Fethullah Gülen Hareketi’ne belki de en yakın isim. Her zaman Hükümet – Hizmet ilişkilerinin en iyi noktada olmasına çalışmış bir siyaset adamı… Daha da ileri giderek söylüyorum…
AK Parti içinde “cemaat alerjisi”ne sahip kimilerine karşı her koşulda Gülen Hareketi’nin Türkiye ve İslam Dünyası için önemini savunmuş bir adam Hüseyin Çelik…
Başbakan’ın görüşlerini Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet aleyhine döndürmeye çalışan kimi isimlerle doğrudan kavga etmiş bir adam… Kinin, garezin, fitnenin, fesatın düşmanı bir adam…
Ve bugün diyor ki… Hasretle hepimiz Fethullah Gülen Hocaefendi ile Türkiye’de kucaklaşmayı özlüyoruz…
Tıpkı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Haziran 2012’deki tarihi çağrısı gibi…
Maalesef ne AK Parti ne Gülen Hareketi çevrelerinde kıymeti yeterince anlaşılamayan o çağrı…
“Hasretin bedeli çok ağırdır, faturası çok ağırdır. Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamını yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz. Diyoruz ki bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz… (İnanılmaz alkışlarla stad inliyor…)
Şu anki tavrınızla hep birlikte bu hasretin bitmesini istediğinizi anlıyorum.
Öyleyse bitsin bu hasret diyelim. Ve bu anlamlı gecede, kadim medeniyetin evlatları olarak, zengin bir kültürün diliyle, Türkçe’yle, bize ve dünyaya seslendiğiniz için sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Gurbeti bir kenara, hasreti bir kenara bırakalım diyorum.”
Hem Gülen Hareketi’nin geleceği için… Hem AK Parti’nin geleceği için…
Hem de herşeyden önemlisi Yeni Türkiye’nin geleceği için…
Başbakanlığın ve AK Parti’nin resmi sözcüsü ve her zaman Hocaefendi’yi çok sevmiş Hüseyin Çelik bu çağrıyı BİR KEZ DAHA BOŞUNA YAPMIYOR…
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin özyurduna dönmesini hasretle bekleyen on milyonlarca insanlardan biri de benim…
Başbakan ve Hocaefendi’nin baş başa düzenli konuşmaları, yani sistemli Altunizade-Kısıklı diyalogları hem Hizmet’e hem hem de bu ülkeye tahayyül edilemeyecek kadar faydalar getirecek…
Allahım bize o güzel günleri göstersin….
.
http://www.takvim.com.tr/yazarlar/rasim.ozan/2013/01/28/fethullah-gulenle-kucaklasmak 

23 Ekim 2017:
“2007-13 döneminde eski rejim aktörlerine yönelik tasfiyelerin de baş aktörü Fetullah Gülen ve örgütüydü… Elbette bu tasfiyelerin arkasında hem siyasi irade hem de çok büyük toplumsal destek vardı… Fakat Gülen’in 1970’lerin sonundan itibaren devletin ve yargının içine ektiği fidanlar ağaç olmasa bu devrim yapılamazdı ve askeri vesayet rejimini hiçbir güç yıkamazdı…”

bu da bonus:

 

rasim-ozan-feto

Not: Fethullahçı çeteye selam veren sokaktaki adam için işletilen süreçler bunun için işletilse bu alıntılanan yazı ve konuşmaların her biri için geçerli olması gereken yasa maddeleri ise şunlardı:

TCK Madde 314/2 Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (TMK/5 Bu cezaların 1/2 oranında artırımını öngörür. Ceza İnfaz Kanunu’na göre bu cezanın 3/4’ü infaz edilir)

TCK Madde 220/7 Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. (Bir yıldan üç yıla kadar hapis. 

TCK Madde 220/8 Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Yunanistan Seçimlerinden Notlar (2015)

Hikayemize Yunan solu açısından en dramatik olan andan başlayalım. Sene 1945, ikinci dünya savaşı bitmiş, önce Mussolini, Sonra Hitler’in işgal orduları herhangi bir dış destek olmadan bizzat Yunanlılar tarafından ülkeden kovulmuş. Üstelik monarşistlerin faşistlerle yaptığı işbirliğine rağmen… Görüntüde ağlayarak silah bırakan bu sert bakışlı adamlar 2 milyon üyeli Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun partizanları. O halde galiplerin öfkeyle ve gözyaşları içinde silah bırakmaları göze biraz garip görünüyor olmalı…

Biraz daha geriye gidelim o halde… Yunanistan Komünist Partisi (KKE) İtalyan işgali başlamadan önce yalnızca iki bin üyeli, liderlerinin ve bu 2 bin üyenin çoğunun hapishanede olduğu neredeyse tamamen etkisiz bir parti durumundadır. Ancak faşist işgale karşı çeşitli küçük sol gruplarla birlikte Ulusal Bağımsızlık Cephesi’ni (EAM) oluştururlar. ELAS ise bu cephenin silahlı gücüdür ve kısa zamanda 2 milyon kişilik dev bir orduya dönüşür. (Ülkenin o günkü nüfusu 7 milyon kadardır) Savaşın sonuna gelindiğinde ülkenin büyük bölümü ELAS’ın kontrolü altındadır. Ancak Stalin, Churchill ve Roosevelt’in bir araya geldiği Yalta Konferansı’nda (4 Şubat – 11 Şubat 1945) Yunanistan’ın İngiliz nüfuzuna terk edilmesi kararlaştırılır. Stalin, Yunan halkının kendi dişiyle, tırnağıyla, kanıyla kazandığı her şeyi diplomasi masasında büyük bir rahatlıkla İngilizlere satar.

yalta_conference_(churchill_roosevelt_stalin)

Emir büyük yerden gelmiştir ve 12 Şubat 1945’te Yunanistan Komünist Partisi (KKE) şefleri, Stalin’in talimatıyla Varkiza Anlaşmasını imzalarlar. İşte yukarıdaki bu dokunaklı görüntüler Varkiza Anlaşması’nın sonucu olarak kayda alınır. Okumaya devam et

REZALET MÜLKÜN TEMELİDİR

rezalet1

“REZALET MÜLKÜN TEMELİDİR” bilir misiniz? esaslı sözdür…

ama rasgele bir söz değil. doğruluğu bugüne kadar defalarca kanıtlanmış bir söz…

son zamanlarda bazı şeyleri “bilal’e anlatır gibi anlatmak” gerekiyor biliyorum. zira bazı arkadaşlarımız halen yaşanan olayların neresinden tutulsa elde kalacağını idrak edememiş görünüyorlar.  Okumaya devam et

Mısır’da İsyan, Darbe ve Yalanlar

Mısır’da ayaklanmanın 2. raundu başladığından bu yana AKP cephesinden tıpkı Türkiye’deki isyana verdikleri tepkiye benzer bir tepki veriliyor. “Dış güçler” teorileri mi dersiniz, üç beş çapulcu edebiyatı mı, darbe hevesi mi… Ne ararsanız var.  3 Temmuz itibariyle Mısır Ordusu’nun bir darbeyle anayasayı feshetmesi ve Mursi’yi görevden alması da muktedirlerimizin yeni mağduriyet numarasına dönüşmüş oldu. “Halkın üçte ikisinin teveccühüne indirilmiş dış destekli bir darbe” denildiğinde akan sular nasıl durulmasın?

Birinci ayaklanma tepe noktasına çıktığında, Tayyip Erdoğan, Hüsnü Mübarek’e artık çekil çağrıları yapıyordu. Mübarek’in çekilmesi halinde, yönetime ordunun geleceğini bilmez değildi Erdoğan, Mübarek’in 2005 seçimlerinde geçerli oyların yüzde 88,6’sını aldığını da bilirdi elbet. 2010 seçimlerinde ise iktidardaki Mısır Ulusal Demokratik Partisi’nin de geçerli oyların yüzde 81’ini aldığını bilmeme ihtimali de yoktu. Tabii Tayyip Efendi’nin “sandıkla gelen sandıkla gider” veciz sözünü hatırlatıp kimsenin canını sıkmak istemem doğrusu.

Önce ilkelerden söz edelim sonra veriler gelsin: Anarşistler sivil ya da askeri, bir iktidar odağının yerine diğer iktidar odağını desteklemek gibi bir tutum içinde yer almazlar. Despot bir sivil yönetimi devirmek için despot bir orduyla işbirliği içinde bulunmayacakları gibi, sivil bir hegemonik gücü de askeri bir hegemonik güce tercih etme durumunda değillerdir. Bizler her koşulda toplulukların özgücüne güveniriz. Her türlü despotik yapıya ve iktidar odağına karşı halkın öz örgütlenmeleri ile direnişini esas alırız. İktidar odaklarının gösterdiği sopalar ya da yalan bombardımanları bu ilkesel tavrımızı esnetmez.

Bu temel tavrın altını çizdikten sonra Mısır’da aslında ne olduğunu kavrayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz bazı verilerden söz etmek gerekir. AKP’nin aynı zamanda iç politika mesajı olarak okunması gereken açıklamaları ve düzenlediği Twitter kampanyalarında olduğu gibi Mursi gerçekten kapsayıcı ve Mısır Halkı’nın ekseriyetini temsil eden bir kişilik midir? “Müslüman Kardeşler” iddia ettikleri gibi büyük bir temsil gücüne mi sahiptir?

Buyrun veriler:

82,5 milyon nüfuslu Mısır’da toplam seçmen sayısı 51 milyon kadardır. 2012 seçimlerinde ordunun fiili desteğini de arkasına alan Mursi’nin 1. turda aldığı oy sayısı 5 milyon 7 yüz bin, toplam seçmen sayısına göre aldığı oy oranı ise yüzde 11’dir. Bu da Müslüman Kardeşler’in toplum içindeki çekirdek desteğini gösterir…  peki bu nasıl olur? Oy kullanma hakkına sahip Mısırlıların yüzde 54’ü oy kullanmamışsa bunların talepleri ve destekleri siyasi hareketler de anket mantığı ile kullanılan oy dağılımına yakın olmayacak mıdır? 85 yıllık köklü bir geçmişe sahip radikal İslami bir hareket söz konusu olduğunda hayır. Bu hareketin, kendi çevresini ve tabanını sandığa taşıma kabiliyeti olmadığını kim iddia edebilir? Okumaya devam et

FİLLER TEPİŞİRKEN

Bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İnanın bana…
“Susurluk’tan sonra da duymuştuk bunu” demenin hiç âlemi yok.
Tamam… Belki 17 Ağustos’tan sonra da duymuş olabilirsiniz bu sözü… Ya da 2001 krizi başladığında… Şemdinli’yi hatırlatmaya bile gerek yok, Tandoğan ise daha dün oldu sayılır… Google’dan taradığınızda altmış sekiz bin sonuç bulmuş olmanızın da bir önemi yok. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Artık gardırobumuzdaki tişörtleri ayıklamamızın vakti geldi. Ahmet Kaya tişörtlerini koyun bir kenara. Che tişörtlerinizi çocukların erişemeyeceği yerlere kaldırın. Tişörtünüzde Sepultura yazmasın artık… Ya da Metallica… Gökkuşaklı tişörtlerinizdeki tüm yeşilleri turuncu yapın. Aşkın, Arayışın ya da Anarşinin A’sını karalayın bizahmet. Tanrı’ya “Nietzsche öldü” dedirtmeyin bir daha… Giydiğiniz tişörtü beğenmeyen beş yüz kişilik bir kalabalık tarafından öldüresiye dövüldükten sonra bir de kışkırtıcı ilan edilmek istemiyorsanız her önünüze gelen tişörtü giymeyin. Bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak çünkü. Okumaya devam et