Yalanlar ve Mülteciler

Eli Uzun Adam olarak da bildiğimiz ayaklı yalan makinesi bugün göçmen sorunu üzerinden Avrupa’ya yağdırmış da yağdırmış. Şöyle söylüyor ayaklı yalan makinesi: “Türkiye’ye göre imkanları kat kat fazla olan Avrupa ülkelerinin kabul ettiği mülteci sayısı 200 bin. Biz iki milyonu aşkın kişiyi kabul ediyoruz. AB 28 ülke arasında nasıl dağıtacağını düşünüyor mültecileri biz bir haftada kamp oluşturuyoruz.

http://www.imctv.com.tr/avrupa-200-bin-biz-2-milyondan-fazla-kisiyi-kabul-ettik/

Avrupa’daki mültecilerin sorunları apayrı bir tartışma konusu elbette. Ancak Suriye iç savaşındaki asli sorumluluğunu da Türkiye’deki göçmenlerin tamamen insanlık dışı koşullarda yaşamaya çalıştığını da görmezden gelen Eli Uzun Adamın nasıl pişkince yalan söylediğini de net biçimde anlatmak gerek.

Birincisi Türkiye’deki göçmenlere hukuki anlamda mülteci statüsü verilmemektedir. Mülteci statüsü demek seçme ve seçilme hakkı dışında bir vatandaşa tanınan bütün hakların mülteciye de tanınması demektir. Ki bazı Avrupa ülkeleri bugün en azından yerel seçimlerde mültecilerin de seçme ve seçilme hakkını tanımayı tartışmaktadır.

Mülteciliğin yasal bir statü olarak tanınması demek, bu kişilerin her türlü sosyal güvenlik ağından yararlandırılması ve çalışma hakkına sahip olması demektir. Mülteci statüsündeki kişilerin dolaşım hakları sınırlandırılamaz. Mesela Antalya’da yapıldığı üzere valilik kararıyla belli şehirlere – ilçelere girme yasağı konulamaz vb vb… Bir ülkenin vatandaşı eğitim, sağlık, aile bileşimi oluşturma ve çalışma konularında hangi hakka sahipse mülteci statüsü tanınan kişi de o haklara sahiptir. Avrupa’daki milyonlarca resmi mültecinin eşit haklar konusunda herhangi bir sorunu yoktur. Yaşam koşulları da ortalama bir Türk vatandaşının Türkiye’deki yaşam koşullarından ileridir. Sorun mülteci statüsü tanınmayan diğer milyonların durumunda düğümlenir. Mesela Fransa’ya yıllık ortalama 150 bin kişi sığınma başvurusunda bulunurken bunların yıllık ortalama 30 bini sınır dışı edilmektedir. Fransa’daki evsizlerin tamamı kağıtsız göçmenlerden oluşur. Zira Fransa dünyada “sosyal devlet”in en rafine şekilde uygulandığı ülkelerden biri olarak ülkedeki varlığı resmi olarak tanınan hiç kimseyi sosyal dayanışma ağının dışında bırakmamaktadır.

Sığınma başvurusu süreci boyunca bu kişiler için Dünya Bankasından her sığınmacı başına fon alınır. Herhangi bir devlet bu kişilerin mülteci statüsünü tanıdığı andan itibaren Dünya Bankası yardımı kesilir ve mülteci statüsündeki kişinin bütün sorumluluğu o ülkeye ait olur. Türkiye, Yunanistan, Macaristan gibi ülkelerin göçmenlere yasal mülteci statüsü tanımamasının ardındaki nedenlerden biri de budur. Bir diğer neden mülteci statüsündeki kişileri sınırdışı etmenin yasal olarak imkansıza yakın olmasıdır. Özellikle Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerini bu açıdan Türkiye ile kıyaslamak neredeyse imkansızdır.

İkincisi göçmen sorununun toplumsal bir kriz biçiminde ortaya çıkması da elbette göçmen yoğunluğunun yarattığı kültür şoku ve yoğun ekonomik maliyetle de alakalıdır.

Ve üçüncüsü Türkiye, Yunanistan, Macaristan gibi ülkeler göçmenler açısından transit ülkelerdir. Savaşlardan ve yoksulluktan kaçarak bu ülkelere gelen insanlar canları pahasına da olsa soluğu Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinde almaya çalışmaktadır. Sen bu insanlara asgari ölçüde insani yaşam koşulları sağlıyorsan bu insanlar neden hala canları pahasına Avrupa’ya kaçmaya çalışıyor?

Pekii Eli Uzun AdamTürkiye’ye göre imkanları kat kat fazla olan Avrupa ülkelerinin kabul ettiği mülteci sayısı 200 bin. Biz iki milyonu aşkın kişiyi kabul ediyoruz.” derken bir gerçeğe mi parmak basıyor?

İşte o konuda cevabı konunun birinci elden muhatabı olan Dünya Bankası’nın verilerine bırakalım. Elimizde Dünya Bankası’nın 1990 – 2013 yılları arasındaki verileri mevcut. Buna göre bu yıllar arasında Türkiye, Almanya, Fransa ve İngiltere’ye resmen sığınma başvurusunda bulunan göçmen sayıları şöyledir:

Almanya: 20.783.414

İngiltere: 4.314.295

Fransa:  3.939.792

Türkiye: 1.114.267

Yıllık tablo ise şöyledir:

mülteci

Yüzsüzlüğün de bir limiti olmalı elbette… Yalancının da bir noktada yüzü kızarabilmeli…

http://data.worldbank.org/indicator/SM.POP.REFG

 

Bir Cevap Yazın